Pandemi ve Rusya-Ukrayna savaşıyla üst üste sarsılan küresel ekonomi şimdi yeni bir tehditle karşı karşıya. Hamas Siyasi Büro Başkanı İsmail Haniye’nin 31 Temmuz'da Tahran’da, Hizbullah’ın üst düzey komutanı Fuad Şükür’ün de 30 Temmuz'da Beyrut’ta suikasta uğramasının ardından İsrail son günlerde Lübnan merkezli Hizbullah örgütüne yönelik ciddi askeri operasyonlar gerçekleştiriyor.
Bu operasyonlar, özellikle Hizbullah’ın en üst düzey yöneticilerini hedef alıyor. Son olarak, İsrail ordusunun Lübnan'ın başkenti Beyrut'ta düzenlediği hava saldırısında Hizbullah lideri Hasan Nasrallah ve Güney Cephesi komutanı Ali Karaki öldürüldü.
İsrail'in Hizbullah'a yönelik operasyonlarını sürdürmesi, geniş bir coğrafyayı etkisi altına alan bölgesel bir savaş riskini de giderek arttırmaktadır. Bu risk İsrail'in Lübnan'ın güneye gerçekleştireceği olası bir kara harekatı ile doğru orantılıdır.
Lübnan’ın Güneyine Olası Kara Harekâtı
Lübnan’ın Güneyindeki Sur şehri Hizbullah’ın operasyonel kalesi konumunda. Sur şehri İsrail tarafından tahrip edildiği vakit Hizbullah’a büyük bir darbe vurulmuş olacak. Golan’a yapılan askeri sevkiyatlar ise Lübnan’ın güneyine yapılacak olası kara harekâtı ihtimalini güçlendiriyor.
İsrail Lübnan’da Gazze benzeri bir koridor oluşturmayı başarırsa, Hizbullah’ı varoluşsal bir çıkmaza sokmuş olacak ve beraberinde irrasyonel bir saldırı silsilesi görülmesi olasıdır. Lübnan’ın güneyine olası bir kara harekâtı, Gazze gibi ova olmayan coğrafi yapısı ve Hizbullah’ın Hamas’tan üstün savaş kapasitesi nedeni ile İsrail için mukavemeti yüksek ve uzun sürecek bir savaş anlamına geliyor.
Lübnan’daki mezhepsel gerilimlerin artması ve yeni bir iç savaşın patlak vermesi de değerlendirilen senaryolar arasında.
Babülmendep Boğazı ve Husiler
Husiler Yemen’in yaklaşık yüzde 25’ini ve ülkede ekonominin kalbi durumundaki Sana’yı kontrol etmektedir. Bölgesel savaşa evrilen İsrail – İran çatışmalarında kritik aktörlerden birisi de hiç şüphesiz Yemen ve Husiler olacaktır.
Küresel ticaretin en önemli geçitlerinden Süveyş Kanalı’nın giriş noktası olan Babülmendep Boğazı uzun süredir çatışmalara sahne olmaktadır. Babülmendep Boğazı, Avrupa ve Asya’yı birbirine bağlayan, dünya ticaretinin yüzde 12’sinin yapıldığı Süveyş Kanalı’nın da giriş noktası. Dünyada tankerle taşınan petrolün yaklaşık %8'i bu boğazdan geçmektedir.
Pompadaki benzin fiyatından en yeni elektronik cihazların bulunabilirliğine kadar her şey büyük ölçüde Cibuti ile Yemen arasındaki dar bir su boğazının güvenliğine bağlı: Babülmendep Boğazı.
Yemenli Husiler, Babülmendep Boğazı’nda düzenledikleri füze saldırılarıyla İran-İsrail çatışmalarında aktif rol oynamaktadır. Bu istikamete alternatif olan Ümit Burnu rotasıysa, yolu 6000 kilometre ve neredeyse iki hafta kadar uzatmaktadır.
Maersk, Hapag Lloyd ve MSC gibi önde gelen denizcilik şirketleri geçtiğimiz aylarda Kızıldeniz'i kullanmama kararı aldı. Düşünce kuruluşu Atlantik Konseyi'nin bilgilerine göre, pazar payına göre en büyük on denizcilik şirketinden yedisi Kızıldeniz'de taşımacılığı askıya aldı. Son olarak BP de bu eyleme katılarak Kızıldeniz üzerinden yapılan tüm petrol ve gaz sevkiyatını durdurmuştu.
Gerilimin tırmandığı senaryoda Husilerin olası daha yıkıcı yeni saldırıları dünya enflasyonu ve küresel ticaret faaliyetlerinde büyük yaralar açacaktır.
Küresel Ekonomi ve Piyasalara Etkileri
Uluslararası havayolu trafiği İsrail ile Hizbullah arasında giderek büyüyen gerilimden net bir şekilde etkilenmeye başlamıştır. Havayolu şirketleri, artan güvenlik endişeleri nedeniyle Ortadoğu'daki havalimanlarına gidiş-dönüş uçuşlarını askıya almayı sürdürmektedir.
Columbia Üniversitesi Küresel Enerji Politikası Merkezi Direktörü Jason Bordoff, olası bölgesel bir savaş için "Bu son derece değişken, belirsiz ve korkutucu bir durum" dedi. Ancak "Tarafların çoğu, ABD, Avrupa, İran ve diğer körfez ülkeleri arasında" diye devam eden Bordoff, Basra Körfezi'ni kastederek, "Bu çatışmanın İsrail ve Gazze'nin ötesine önemli ölçüde genişlemesinin kimsenin çıkarına olmadığı konusunda bir mutabakat var" dedi.
Savaşın genişlediği en kötü senaryoda petrol fiyatlarının varil başına 150 dolara kadar çıkabileceği öngörülmektedir. Hisse senedi fiyatlarındaki düşüş ve yaşanacak en hafif resesyonun bile küresel ekonomi için 2 trilyon dolarlık bir kayıp teşkil edeceği değerlendirilmektedir.
Bölgedeki çatışmaların bölgesel bir savaşa dönüşmesi aktör ülkelerdeki önemli lojistik merkezlerin devre dışı kalması ile yeni rotaların aranmasının dışında aktör ülkelerinin dünya ile olan tedarik zincirlerinde bozulmalar meydana getirecektir. Yaşanacak yeni göç dalgaları gıda güvenliğini sağlamada kaygıları arttıracak ve yeni siyasi aksiyonları beraberinde getirebilecektir. Bu bağlamda devletlerin uluslararası ticaret birlikleri ve organizasyonlar ile geliştireceği yeni politikalar dikkat çekecektir.
Türkiye’nin Küresel Ticaretine Olan Etkiler
Rusya – Ukrayna savaşından etkilenen ekonomiler arasında Türkiye baş sıralarda gelmektedir. Yükselen enerji fiyatlarının ülkemize iki yılda yüklediği ek ithalat faturası yaklaşık 100 milyar dolar olmuştu. Birçok hammadde, ara mamul ve gıda ürünlerinin küresel fiyatları da Ukrayna üretimlerinin devre dışı kalmasıyla aşırı yükseldi.
İran ile İsrail arasındaki çatışmalar bölgesel bir savaşa evrildiği takdirde Türkiye’nin ihracat kayıpları çok yüksek rakamlara ulaşabilir. Türkiye’nin İsrail, Mısır, Suriye, Ürdün ve Lübnan’a ihracatı 2023 ve 2024’ün ilk üç ayı dikkate alındığında büyük darbe yemiştir. Olası bölgesel savaşın Irak'ta etkilerinin görülmesi de Türkiye'nin önemli bir ticaret ortağı olması nedeniyle dikkat edilmesi gereken bir husustur.
Türkiye’nin Lübnan’a başlıca ihraç kalemleri arasında enerji, demir ve çelik, altın ve mücevher yer almaktadır. Bu sektörler, Lübnan’a olan ihracatın %49’unu oluşturmaktadır. Lübnan’ın en büyük ihracat partneri BAE ve Suriye’dir. İhraç kalemlerine bakıldığında ise gümüş kuyum eşyaları ve elmaslar ön plandadır.
Bölgesel bir savaşın etkilerini Türkiye adına değerlendirmek için savaşa taraf olacak olan ülkelerin üretim/tüketim verileri, kritik hammadde üretim birimleri ve dış ticaretlerinin yoğun olduğu ülkelerdeki olası yeni tedarik şekillenmeleri mutlaka incelenmelidir. Olası bölgesel savaş beraberinde gerçekleşecek göç dalgaları ve siyasi kutuplaşmadan kaynaklanacak ticari yasaklar/kısıtlamalar bölgedeki ekonomik dengeleri bütünüyle değiştirme potansiyeline sahiptir.